Kendiniz olun, diğer herkes çoktan kapıldı.
— Oscar Wilde.
Bu yeni blogumun ilk gönderisi. Bu bloga yeni başlıyorum. Yeni gönderiler için gözünüz açık olsun. Yeni güncellemeler yayınladığımda bilgilendirilmek için aşağıdan abone olun.
Kendiniz olun, diğer herkes çoktan kapıldı.
— Oscar Wilde.
Bu yeni blogumun ilk gönderisi. Bu bloga yeni başlıyorum. Yeni gönderiler için gözünüz açık olsun. Yeni güncellemeler yayınladığımda bilgilendirilmek için aşağıdan abone olun.
Herkese hayırlı olsun. Kral öldü. Pek çok odak ve kuyuda kutlamalar hızla devam ediyor. 1996 senesinden beri rakipsiz bir şekilde Türk futbolunu domine eden Fatih Terim nihayet başarısız (ligin bitmesine halen 3 hafta var ve önündeki rakiple oynanacak bir maç ve fark 6 puan) oldu.
Yıllar içinde karşısına rakip çıkartılmaya çalışılan Fatih Terim bu sene Sergen Yalçın ile rekabet etti. Ve tabii son bir kaç haftada Emre Belözoğlu ile. Daha önce Mustafa Denizli, Şenol Güneş, Ersun Yanal, Aykut Kocaman, Daum, Lucescu ve daha niceleri. Fatih Terim tüm rakiplerine açık ara üstünlük sağladı. Bu üstünlük ve tabii Terim duruşu elbette düşman kazandıracaktı kendisine. Üstelik sadece rakip camialarda değil. Kendi camiası içinde de. Belki yüzüne gülenler, arkasından iş çevirdi. Bilemeyiz. Kendisinin de hatalarından ders alan örnek bir insan figürü olduğu söylenemez zira.
Günümüze geldiğimizde herkesin dilinde sihirbaz Sergen var. Zaten rakiplerine göre çok üstün bir futbol zekasına sahip olan, 3’lük bir takımdan 10’luk bir performans almayı başarmış, yokları var etmiş, bir futbol dahisi!
Sürecin içeriği ile ilgilenen çok yok. Tabii şampiyon veya kazananı alkışlamakta adetten. Ki tekrar hatırlatalım bu yazı lig bitmeden yazılıyor. Yani ben de diğer tüm spor medyası duayenleri gibi havaya yazıyorum sözcüklerimi. Neyse ya sonra yalarız değil mi?
Lig boyunca 2 çalıştırıcı değiştiren FB ve TS. Yine lig boyunca yönetim-teknik kadro-takım üçgeninde sorunlarla uğraşmak zorunda kalan bir GS. ”Biz şampiyon olduk, şimdi nasıl olacaktı?” sorunsalı ile uğraşan bir BŞS ile mücadele eden BJK rakiplerine üstünlük sağlamıştır. Bana sorarsanız bunun adı Abdurrahman Çelebi’liktir.
Ancak sadece futbola değil. Her alana bir tiran yerleştirme ve ona kayıtsız biat etme kültürüne sahip bu coğrafya için kahraman çok önemlidir. O yüzden misal rakip takım teknik direktörünün (Fatih Terim) elini sıkmayan ama Mustafa Denizli ile yan yana maç izleyen Abdullah Avcı lord ilan edilir.
4 cümlesinden birinde öğretmen olduğunu söyleyen, Fatih Terim’i isim vermeye cesaret edemeyerek sürekli eleştiren Şenol Güneş filozof ilan edilir. Irkçılığı belgeli Emre Belözoğlu çok dil ( kaç dil ve yeterlik derecesi nedir?) bildiği için uluslararası ilişkileri yüksek futbol adamı kabul edilir.
Biz kazanmaya geliyoruz diyen rakip teknik adama ”Sen kimsin?” diyen Sergen Yalçın sıradışı insan, George Best, istisnai şahsiyet kabul edilir.
Ama dediğim gibi 25 senedir Türk futbolunu domine eden ve sadece bu sene rakibinden an itibariyle 6 puan az aldığı (çünkü puanı yüksek olsaydı kötü eleştiriye cesaret edemezler Terim’e biat etmeye devam ederlerdi) için Fatih Terim kötü model, temizlenilmesi gereken karakter, değişimin başlaması gereken nokta kabul edilir.
Genel olarak Fatih Terim ve temsil ettiği değerleri sahiplenmeyen bir sporsever ve Galatasaraylı olarak ise benim görüşüm işte tam bu noktada Terim’in arkasında durmak ve destek olmaktır.
Çünkü taraf olmak, taraftar olmak, BİR olmak bunu gerektirir.
Son üç haftaya girerken herkese sakatlık ve beladan uzak bir sezon finali diliyorum. Herkes layığını bulsun.
Türk futbol medyasında özellikle bu sene dillere pelesenk olan çok havalı bir tabir var; topu rakibe bırakmak.
12 yaşında beri bilinçli futbol seyrediyorum. Bunun 25 senesinde tribünlerde oldum. Ayrıca sadece futbol değil, yakaladığım hiç bir güzel sportif mücadeleyi kaçırmam, seyrederim. Ayrıca kendimce spor geçmişim var.
Bugüne kadar oyun hakimiyetini rakibe bırakmak gibi bir srateji ne duydum, ne gördüm. Bir boksör ben kollarımı kaldırayım karşıdaki yumruk atsın, puanları alsın, sonra ben ona bir koyarım yıldızları saydırırım diye düşünmez. Bir voleybol takstisyeni ilk topu manşetle rakip takıma bırakıp, onlar oyun kursun dışarı atarsa sayı alırım diye hareket etmez. Bir basketbol antrenörü oyun inisiyatifini, tempoyu rakibe verirse yenileceğini bilir. Kendi oyununu dikte etmeye çalışır, bu sebeple sahada bu kadar oyuncu değişimine gidilir, takım hep dinç ve güçlü kalmalıdır.
Bir güreşçi oyun başlar başlamaz hakimiyet kurmaya çalışır, gücünü hissettirmeye çalışır.
Ama futbolda bunu tersi olabiliyormuş demek ki. Ben anladığımı söyleyim; beceriksiz, yetersiz, takımını maça güçlü hazırlayamayan teknik direktör rakibin üstünlüğün henüz baştan kabul ederek açıkca pes ederek oynarsa ve bunu süslü bir şekilde dile getirmek isterse artık ”ben topu rakibe verdim” diyor.
Uzun zaman oldu yazmayalı. Çok sular aktı köprülerin altından. Güzel ülkemizde değişen bir şey yok. Siyasi, ekonomik, sanatsal(!), sportif(!), magazinel dinamikler bildiğimiz gibi.
Yalnızca bazı ulema, hayalperestler ve rantcıların geldiği nokta benim bundan 4 ay önce söylediğim nokta. Bu ülkede sonucu görecek teknik adam Fatih Terim olur. O kendini veremezse başkası bundan faydalanır.
Sene başında TRT ekranlarında dahi -niye dahi diyorsam- Simeone mi Bulut mu anketi yapılan Erol Bulut şu anda asıldı. Ama ayaklarının altındaki sehpayı kimse tekmelemeye cesaret edemiyor. Sebebi yarın karşılarına çıkacak istikrar ve seçim sorusu. Öyle ya. Başkana soracaklar ” Ey vizyoner başkan, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?” Dönecekler büyük futbol aklına soracaklar ” İyi de sen getirmedin mi?”.
Şimdi kim bunlarla muhatap olmak ister? Ben istemem. Onlarda istemiyor zaten. Aslında olay nereden tutsan elinde kalıyor. Ben en baştan tutayım. Başkandan başlayalım.
Sen TR’nin en başarılı işadamlarından birisin. Dedenin kurduğu, babanın ve abinin yücelttiği şimdi de diğer kardeşinin yönettiği dev şirketin önemli isimlerinden birisin. Senin kulüp yönetimiyle ne işin olur? Hadi oldu diyelim. Kendi ağırlığını, kaliteni, bilgi birikimini niye camiana ve futbol dünyasına katacağına bu dünyanın içine balıklama dalarsın? Sanki 40 yıldır bu anı beklermiş gibi holiganvari demeçler, hareketler. Tribüne çıkmalar, forma değeri bilme raconu kesmeler, tribünden atlayıp adam kovalamalar, mağlubiyet sonrası ağlamalar. Yazık. Peki sen kendi şirketlerinde başarısızlığa ne kadar prim tanırsın, başkan? Kötü yönetilen bir departmana, finansal birime, yanlış bildirimlerde bulunan ve işgücü kaybına sebep olan İK’ya ne kadar tolerans gösterirsin? 1 hafta, 2 hafta, 3 ay?
Hayır, Comolli, Cocu, Koeman, Yanal, Bulut, Belözoğlu – ne kadar çok adam varmış?- kastettiğim. Kastım sensin Ali Başkan. Sen nasıl kendine tahammül ediyorsun? Başarısız olduğunu görmüyor musun? Dışarı çıkıp kendini izlesen görürsün, halbuki.
Kifayetsiz insanları kurumlaşma adı altında göreve getirmek sende. Sonra daha da yetersiz olanları bu sefer tamamen kendisiyle çelişerek abi kültürü yaratmak için göreve getirmek de sende. Siz benim vizyonumu anlayamazsınız diyerek taraftarını küçük görmek, sonra taraftar zoru ve baskısıyla taraftar vizyonuna ulaşıp tükürdüğünü yalamak sende. Oysa ne güzel gelmiştin koltuğa. Hatta seçimin denk geldiği tarih itibariyle bize başka heyecanlarda yaşatmıştın. Ben bir Galatasaray sevdalısı olarak sevinmiştim. Demiştim ki ” eğer çıta onlarda yükselirse bizde de yükselir.”
Olmadı. Transferleri yanlış yaptın. Transferlerde etki altında kaldın, başkan. Aklıma hep bir fıkra geldi, sen transfer yaparken. Anadolu’da köy ağasını kulübe başkan yapmışlar. Antrenör geliyor, orta sahaya adam lazım 3 lira. Alıyor başkan. Menajer geliyor orta sahaya adam lazım 5 lira. Alıyor başkan. Antrenör bir daha geliyor, yine alıyor, yine alıyor. Artık yeter demiş başkan. Bir gün çağırmış antrenörü, menajeri sormuş ” Yahu orta saha deyip duruyorsunuz hala dolduramadınız, kaç dönüm şu orta saha?” Sen bu soruyu dahi sormuyorsun, başkan. GS ile inatlaştın Yandaş transferini yaptın. Trabzon güç kaybetsin diye Sosa ve Novak transferini yaptın. GS ile yarıştın, takımda bir tane golcün yokken gittin İrfan Can’ı aldın. Mesut hayırlı olsun bu arada. Bugün Gustavo tıksırsa takım Corona oluyor. Bu nasıl iş, başkan?
Sen mi aldın bu adamları? Sen almadın başkası aldırdıysa niye hesap sormuyorsun? Bu ve buna benzer pek çok soru sorulur. Ama cevap alınır mı? Alınmaz. Dolayısıyla aynen devam.
Son sözüm; bu hafta bence Fenerbahçe Trabzonspor’u yenecektir. Ve herkes mutlu olacaktır. Bu da en çok Galatasaray ve Beşiktaş’ın işine gelir. Zira çözüm ötelenir FB için. Trabzon ise kötü takım olduğu için değil, teknik adamının büyük düşünmeyi bilmediğinden ve korkaklığından verecektir maçı muhtemelen.
Fenerbahçe bu seneyi de kayıp geçecek. Ali Koç içindeki Terim kompleksinde ve Galatasaray korkusundan kurtulmadan başarı kazanması mümkün değil. Şunu net bir şekilde kabul etmeli Fenerbahçe ve Galatasaray eş genlere sahip değil. Taraftar yapısı, kulüp kültürü, kurumsal hafıza bambaşka. Sen 34 ve 42 beden vücutlara aynı elbiseyi giydiremezsin, Ali Başkan. Sıkar, patlatır. Defalarca patladın. Hala fark etmedin. Sizin kulübünüz bir Terim çıkartamaz. Kendi içinden birini efsane makamına taşıyamaz, var edemez. Siz parasını verir, alır. Gönderirsiniz. Onun içindir ki, ince eleyip sık dokuyacak. İyi bir teknik direktör alacak. Galatasaray’ın eskilerinden vazgeçecek, hele Belözoğlu saçmalığını komple bırakıp, ağabeylik safsatasını bir kenara koyup doğru bir yapılanmaya giderek düz yolu tercih edeceksin. Aksi takdirde yanlışları tekrarlayıp farklı sonuçlar almanın mümkün olmadığını defalarca öğrenmek zorunda kalacaksın.
Yukarıdaki satırlar 23 Eylül 2020 tarihli yazımdan alıntı. Daha önce de yazdım. Ben demiştim demeyi çok seviyorum.
Kalın sağlıcakla…
Ligimizde onuncu hafta tamamlanırken bilindik manzaralarla karşı karşıyayız. Tabii gören gözler için.
Bilindiği gibi asrın takımı, büyük transferler ve üstün teknik ekibiyle lige damga vuran Fenerbahçe sendeledi. Ve birden bire Simeone Bulut için acabalar gündeme gelmeye başladı. Bulut’a çelmeyi takan Sergen Hoca olunca daha düne kadar eleştirilip ve acabaları üstünde toplarken bir anda gündeme oturdu. Ve taktik cehasıyla rakibine ders verdiği nidaları ayyuka çıktı.
Halbuki net olsak, dürüst olsak. Önce kendimize karşı. Desek ki arkadaş aldıkları puanların yarısı hakem puanı attığımız golün 1/3’ü penaltı. Doğru düzgün bir oyun planları yok, doğru düzgün bir oyuncu tercihleri yok. Ezbere bir oyun tutturmuşlar. Oyunu okumuyorlar, okuyamıyorlar. Öncesinde oyunu oynamıyorlar. Oyuncular mental olarak maçlara hazırlanmıyor. Yöneticiler yetersiz ve profesyonel değil. O zaman beklentiler normal olacak. Taraftar elindeki alı bilecek. Medya mensubu da bu kadar dans etmek zorunda kalmayacak.
Ama olmaz. Biz de herkes dansöz olmak zorunda. FB antrenörü Rize maçını alınca göklere çıkarılır. Rize antrenörü kovulur. FB antrenörü BJK maçını kaybedince eleştirilir, bir de üstüne GS maçını kaybederse kovulur.
Bunun adının spor yönetimi olduğu tek yer Türkiye’dir. Spor yönetimi derslerinde aynen şu okutulur. Spor felsefesi yapmak için spor bilimine dair bilgi sahibi olmak gerekir. Bu cümle dahi nerelerde olduğumuzun kanıtı. Ülkede herkes filozof ama herkes kör kütük cahil bir yandan.
Popülizm almış başını yürüyor. Kandırılan insanların önemi yok. Gündeme baktığımızda aslında spor konusunda hele hele futbol gibi bir konuda bunun yaşanması çok da mühim değil diyesi geliyor insanın. Halk son zamanlarda nelerle kandırılmadı ki. Ölüm sayıları, döviz kurları, enflasyon katsayıları vs. Terim kötü hoca olsa ne olur, Bulut büyük hoca olsa ne olur? Çok da tınnn…
Bu vesileyle ülkemize ilk defa altın madalya getiren Ritmik Cimnastik Grup Milli takımımızı Duygu Doğan, Azra Akıncı, Nil Karabina, Eda Asar, Peri Berker şahsında kutluyorum.
Medeniyetin aydınlık yüzü Türk kadınları olarak bizlere mutluluk, dünyaya ve bu ülkenin tüm çocuklarına mesaj verdiler…
Evet, önce Rangers maçı geçti. Şimdi de Kasımpaşa. İkisinde de istenen sonuçlar alınmadı. Fenerbahçe maçıyla başlayan duraklama sürecinde gerileme dönemine girildi.
Terim’in 3-4 maçlık oyunu diğer teknik adamlar tarafından çözüldü. Stoperlerden top yapanın orta sahada iş yapmaya niyeti olanla bağı kesildi. Konu kapandı. Ben konunun kadro yetersizliğinin çok ilerisinde olduğuna inanıyorum. Kimse bana bu kadro Türkiye ligi için yetersiz demesin.
Kalecin fena değil. Stoperlerin sağlam, isim olarak bakıldığında ligin en iyisi, evet kaliteli pres ve zamansız tempo karşısında pimi çekilmiş bombaya dönüşüp top kaybı ve kırmızı kart riski taşıyan adamlar ama şu ligde bu durumu kaç maçta yaşarsın ki, değil mi?
Orta sahaya bak, Kuzey Afrika’nın en iyileri denebilecek adamlar. Daha iyileri zaten Fransa ve İngiltere’de oynasın bir zahmet. Feghouli, Belhanda. Sonra bir zamanların büyük topçusu Arda. Her an her şeyi yapabilir diye bekliyoruz biz de. Genç yetenek Emre, Taylan. Forvet zaten bir şey demeye gerek yok Falcao + Diagne.
Biz niye hala transfer konuşuyoruz? Gerçekten sen bu adamlar içinden Kasımpaşa’yı yenecek bir takım çıkartamıyorsan biz neyin transferini konuşuyoruz? Kimin alınması lazım Kasımpaşa’dan 3 puan almak için?
Onyekuru? Bruma? Sorloth?
Peki sen niye Kerem’i aldın? Niye Oğulcan kulübüyle kanlı bıçaklı oldu buraya gelmek için? Bu çocuklar niye oynamıyor? Sen niçin her maça veteran Babel ve isteksiz Belhanda ile çıkıyorsun? Niçin insanların sinirini artık yapabileceklerinin sonuna gelmiş Arda ile zorluyorsun? Sen gerçekten Galatasaray’dan büyük olduğunu mu düşünüyorsun?
Niçin sürekli sıkışık durumlarda taraftarı başka adreslere kanalize ediyorsun? Neden hep yönetim suçlu? Neden hep hakem hatalı? Neden hep futbolcu yetersiz?
Mesela neden geçen sene denenmiş yanlış yardımcı seçimlerin hiç konuşulmadı? Neden pandemi dönüşü ekibini toparlayamaman söz konusu edilmedi. Evet sahip olduğun kredi inanılmaz boyutlarda ve bunu sağlayan elde ettiğin başarı. Ama tanrı değilsin, Fatih Hoca. Ve herkes kadar eleştilir bir bireysin. En azından benim gözümde.
Sen ki nasıl takımını bir maçta yalnız bırakır gidersin? Bir futbolcu bunu yapsa, ona neler dersin? Peki aynı şeyleri sana söylemeye yönetim ve taraftarın hakkı yok mu zannedersin?
Sen, bu takımı şampiyon insansın. Ancak kendini yeniden gelişime ve ilerlemeye açık knuma getirirsen bu mümkün olur. Sürekli bahane üretme ve sızlanma modundan artık çıkman gerekiyor. Sen büyük takım çalıştırıyorsun.
Hocam, bir yanlış anlamayı düzeltmek gerekiyor; Galatasaraylılar, Galatasaray’ı korumak için her neferlerinin arkasında durur ve her darbenin önüne geçer. Ama gün yanlış söylemeye gelince hiç bir zaman laflarını esirgemezler.
2020-2021 sezonunun ikinci haftası bitmişken benim için ayyuka çıkan bir kaç şeyi sizle paylaşayım istedim. Sonradan ben demiştim demek en sevdiğim şey.
Trabzonspor bu sene sıra takımı olur. İlk 5 içinde yer bulabilirse başarı sayılmalıdır. Sene sonunda Uğurcan’ı değerininde altında satabilirler. Bu satış belki yurtiçi olabilir.
Beşiktaş ligi zorlayacaktır. Ve şampiyonluk için mücadeleyi sonuna kadar sürdürecektir. Kadro yapısından ziyade ligin düşük kalitesi ve takımların birbirine yakın oluşu buna izin verecek. Hiç bir takım birbirinden uzak ara önde değil. Ligde farkı yaratacak faktör teknik adamların ekiplerinin konsantrasyon sürelerini ne kadar uzun tutabilecekleriyle doğru orantılı olacak. Bu konuda bence bir isim öne çıkıyor. Konuya aşağıda daha detaylı değinelim.
Fenerbahçe bu seneyi de kayıp geçecek. Ali Koç içindeki Terim kompleksinde ve Galatasaray korkusundan kurtulmadan başarı kazanması mümkün değil. Şunu net bir şekilde kabul etmeli Fenerbahçe ve Galatasaray eş genlere sahip değil. Taraftar yapısı, kulüp kültürü, kurumsal hafıza bambaşka. Sen 34 ve 42 beden vücutlara aynı elbiseyi giydiremezsin, Ali Başkan. Sıkar, patlatır. Defalarca patladın. Hala fark etmedin. Sizin kulübünüz bir Terim çıkartamaz. Kendi içinden birini efsane makamına taşıyamaz, var edemez. Siz parasını verir, alır. Gönderirsiniz. Onun içindir ki, ince eleyip sık dokuyacak. İyi bir teknik direktör alacak. Galatasaray’ın eskilerinden vazgeçecek, hele Belözoğlu saçmalığını komple bırakıp, ağabeylik safsatasını bir kenara koyup doğru bir yapılanmaya giderek düz yolu tercih edeceksin. Aksi takdirde yanlışları tekrarlayıp farklı sonuçlar almanın mümkün olmadığını defalarca öğrenmek zorunda kalacaksın.
Kıssadan hisse, Erol Bulut ilk yarıyı bitiremez. Bu hafta muhtemel derbi mağlubiyetiyle bu vade kısalabilir. Emre Belözoğlu vadesi muhtemel daha uzun olacaktır. Bu sene kayıp olursa sene sonuna kalmaz. Olağanüstü genel kurul yapılabilir.
Ligde konsantrasyonunu sadece işine verirse, yan yollara sapmayıp, asıl mesleğinde ısrarcı olursa bu lige ciddi etki yapacak isim Fatih Terim’dir. Sahip olduğu tecrübe, bu sene yaptığı doğru teknik heyet seçimi, kondisyoner olarak Piri’nin takıma dönüşü ile Terim bu lige ağırlık koymaya kararlı gözüküyor.
Tribünler o çocuğu çok sevmiş, bağrına basmıştı. Sahada arı gibi hareket etmesi, canını dişine takması, yaptığı klas hareketleri, topla barışıklığı, skorerliği, elini göğsüne götürüp tribüne doğru kaldırması herkesi kendinden geçirmişti.
Ben dahil milyonlar ismini bağırırken, zerre gocunmuyor, zerre şüphe etmiyorduk. Genç ve toydu ama öğrenmeye yatkındı, samimiydi. Herkesle iyi ilişkiler kurabiliyordu. Zaman zaman özel hayatında hatalar yapsa da telafi etmeye çalışıyordu. Onu sevenler tolerans gösteriyordu. Sonra star oldu, kaptan oldu. Milyon dolarlık adam oldu ve gitti.
Yabancı bir ülkeye ciddi bir bonservis bedeli karşılığı gitti. Zamanlama uygun olmasa da kimse ses etmedi. Yutkundu herkes. Orada bizi temsil edecek dedik. Ve yaptı. Dünyanın en büyük kulüplerinden birisinin kapısını araladı kendine. İçeri giriverdi. Ne olduysa ondan sonra oldu zaten.
Yokuş aşağı frensiz bir kamyon gibi, sevenlerini kıra parçalaya inmeye başladı. Vurduğu yeri dümdüz etmeye alışkındı ama kendi aldığı hasarları fark edemedi. Sonra bir gün geldi. Duvarı göremedi.
Arkasında bıraktığı ezdikleri ona şans vermediler. Kimseyi suçlamaya hakkı yoktu zaten. Düzenin takımına geldi. Orada bile olmadı. Gece kulüplerinde çirkin muhabbetler, elde silah hastane basmalar, sürekli ağzında bir adamlık lafı, ayrıca sporcudan uzak olması gereken siyasi biat kültürü onun tarzı olmuştu.
Bence gereksiz bir şans verildi bu adama. Artık çocuk değil. Şimdi ne yapacağı tamamen onun tasarrufunda çok sevdiğini söylediği yuvasında kanıksanmış halini mi gösterecek izleyenlere? Yine adamlık martavalları, dayı tavırlar, saha içi ve dışı gerginlik merkezi mi olacak? Yoksa herkesin sevdiği çocuğa mı evrilecek.
Benim ikincisi için hiç ümidim yok açıkcası. Keşke olsa, keşke yanılsam.
Keşke bundan 10-11 sene önce Ali Sami Yen numaralı tribün önünde tüm saha boyunca attığı depardan sonra yığılıp kalan çocuğu yeniden izletse insanlara. Ve bende yine ellerim çatlarcasına alkışlasam onu.
Ama inanmıyorum, işte.
TFF beklenen pek çok açıklamayı peş peşe yaptı. Ve benim için hiç sürpriz olmayacak bir yere getirdi Türk futbolunu.
Haa, bu işin içinden çıkılmaz mı? Elbette çıkılır. Biraz daha kıyakçılık, bolca ayakçılık. Baktın olmadı, bir güven oylaması. Bir tepeden dayatma yeni başkan HASAN HÜSEYİN talimatı. Hoop bir bakmışız, yeni TFF başkanı mesela tüpçü ve inşaatçıdan sonra gofretçi olmuş. Veya otelci. Fark eder mi?
Aslında çok yakın tarihte sonun başlangıcı pandemi süreciydi. O dönemde bir dediğinin diğerini tutmaması, her söylediğini yalanlar icraatlar gerçekleştirmesi Nihat Abi’yi zaten bitirmişti. Öyle ya, seyircili, yok seyircisiz. Oynatacağım, yok vazgeçtim.
Ve son olarak ne olursa olsun oynatacağım diyerek insan sağlığını hiçe sayarak oynatması. Sonra rezalet bir 8 hafta, sonunda tatsız bir sezon finali.
Sonra komikler ötesi bir yabancı kararı. Daha da içler acısı trajik bir küme düşmeme kararı. Peki play-off’la çıkamayanların kabahati ne? Küme düşen takımlara puan kaybeden şampiyonluk yarışçılarının günahı ne? Hatta Muslera’nın günahı ne? gibi onlarca havada kalan soru. Ama biz yaptık oldu rahatlığı ve çirkinliği.
Ve en son açıklanan harcama limiti. En sonda söyleyeceğimi başta söylemek isterim. Bence kulüp idarecileri bu işi bilmiyor ve kesinlikle harcama limit olmalı, ancak el insaf kardeşim nasıl aynı ligde üç aşağı beş yukarı aynı gelire sahip takımların biri 400 küsür milyon tl limite sahip olurken diğeri 100 küsür milyon limite sahip olur. Her işin bir mantığı olur. Tabii ki TFF’nin finans uzmanları bunu da açıklarlar ancak hani bir laf var ya ” Ateyizler bunu da açıklasın” o hesap işte.
Çok ters geliyor bana bu iş. Sanki başka hesaplar varmış gibi geliyor. Sanki tamam futbol sadece futbol değil ama artık futbol çok az futbolmuş gibi geliyor. Çoğunluğu siyasi rant ve beka kaygısı gibi geliyor. Geliyor da geliyor. Sonra aklıma hep tribünler geliyor. O çok sesliliğin önüne bir türlü geçilemediği tribünler. Çok çabuk alevlenip, kolay sönmeyen yangınların çıktığı tribünler. Ve en iyisi yazmayı burada bırakayım. Malum göt korkusu hakim.
Bu arada ülke futbolu adına limitsiz hareket eden TFF ve yöneticileri bir şeyi idrak etseler iyi olacak. Onlar bu ülkede topun, futbolun, futbolcunun, teknik direktörün, yöneticinin, taraftarın( sakın haa) patronu değildir. Olsa olsa bir dönem için yetki almış memurudur.
Trabzon bir kez daha kendinden bekleneni yaptı. Tek başına yarıştığı bir ligde ikinci olmayı başardı. Fenerbahçe yok. Beşiktaş yok. Pandemi sonrası Galatasaray yok. Ligde tırişkadan bir ekip var karşında.
Sen ligi uzun süre hem oyununla hem kadro kalitenle domine etmişsin. Kime sorsan ligin en iyi golcüsü, en iyi orta saha oyuncusu sende. Kanatlar canavar. Kalecin kaplan. Tüm ülkedeki algı şampiyonluğun garantilendiği yönünde. Taraftar inanmış. Ama yine olmadı işte.
Sanırım DNA buna izin vermiyor. Acelecilik mi? Sürekli birilerini suçlarken sorumluluktan kaçınma mı? Bu illetler Trabzon’un yakasını bırakmıyor bir türlü.
Aslında şampiyonluk Ünal Karaman’la yollar ayrıldığında gitmişti bence. Ama Çimşir Hoca buraya kadar iyi bile getirdi ekibini. Son demde ise yönetim çuvalladı. Yerel medya çuvalladı. Trabzon halkı çuvalladı. Aslında Trabzonsporlu olmayanlar daha çok inandı sanki Trabzon’un şampiyon olabileceğine. Ama bizim uşaklar içten kendilerini veremediler bir türlü.
Ve öbürküler aldı, gitti. Evet hak etmeden hem de.
Bu sabah okudum Hüseyin Çimşir ile yollar ayrıldı. Yardımcı antrenör bilmem kim takımı hazırlayacak. Yahu ülkede yardımcı antrenör bitmiyor bir türlü. Kardeşim, adama sabretsenize biraz. Sanki her sene şampiyon oluyorsun. Adam ilk denemesinde takımı bir yerlere getirdi işte. Arkasında dur. Koru takımı. Satma kalecini. Tut Sörloth’u takımda. Hedef koy şehrine.
Ama yok. Biz de tam tersi sürekli birileri harcanmalı ki çark dönsün.
Yazık, dün Karaman gitti. Bugün Çimşir gider. Yarın bir başkası. Bu düzende böyle sürer gider.
Geçmiş ola, Trabzon…