Türk futbol medyasında özellikle bu sene dillere pelesenk olan çok havalı bir tabir var; topu rakibe bırakmak.
12 yaşında beri bilinçli futbol seyrediyorum. Bunun 25 senesinde tribünlerde oldum. Ayrıca sadece futbol değil, yakaladığım hiç bir güzel sportif mücadeleyi kaçırmam, seyrederim. Ayrıca kendimce spor geçmişim var.
Bugüne kadar oyun hakimiyetini rakibe bırakmak gibi bir srateji ne duydum, ne gördüm. Bir boksör ben kollarımı kaldırayım karşıdaki yumruk atsın, puanları alsın, sonra ben ona bir koyarım yıldızları saydırırım diye düşünmez. Bir voleybol takstisyeni ilk topu manşetle rakip takıma bırakıp, onlar oyun kursun dışarı atarsa sayı alırım diye hareket etmez. Bir basketbol antrenörü oyun inisiyatifini, tempoyu rakibe verirse yenileceğini bilir. Kendi oyununu dikte etmeye çalışır, bu sebeple sahada bu kadar oyuncu değişimine gidilir, takım hep dinç ve güçlü kalmalıdır.
Bir güreşçi oyun başlar başlamaz hakimiyet kurmaya çalışır, gücünü hissettirmeye çalışır.
Ama futbolda bunu tersi olabiliyormuş demek ki. Ben anladığımı söyleyim; beceriksiz, yetersiz, takımını maça güçlü hazırlayamayan teknik direktör rakibin üstünlüğün henüz baştan kabul ederek açıkca pes ederek oynarsa ve bunu süslü bir şekilde dile getirmek isterse artık ”ben topu rakibe verdim” diyor.