Uzun zaman oldu yazmayalı. Çok sular aktı köprülerin altından. Güzel ülkemizde değişen bir şey yok. Siyasi, ekonomik, sanatsal(!), sportif(!), magazinel dinamikler bildiğimiz gibi.
Yalnızca bazı ulema, hayalperestler ve rantcıların geldiği nokta benim bundan 4 ay önce söylediğim nokta. Bu ülkede sonucu görecek teknik adam Fatih Terim olur. O kendini veremezse başkası bundan faydalanır.
Sene başında TRT ekranlarında dahi -niye dahi diyorsam- Simeone mi Bulut mu anketi yapılan Erol Bulut şu anda asıldı. Ama ayaklarının altındaki sehpayı kimse tekmelemeye cesaret edemiyor. Sebebi yarın karşılarına çıkacak istikrar ve seçim sorusu. Öyle ya. Başkana soracaklar ” Ey vizyoner başkan, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?” Dönecekler büyük futbol aklına soracaklar ” İyi de sen getirmedin mi?”.
Şimdi kim bunlarla muhatap olmak ister? Ben istemem. Onlarda istemiyor zaten. Aslında olay nereden tutsan elinde kalıyor. Ben en baştan tutayım. Başkandan başlayalım.
Sen TR’nin en başarılı işadamlarından birisin. Dedenin kurduğu, babanın ve abinin yücelttiği şimdi de diğer kardeşinin yönettiği dev şirketin önemli isimlerinden birisin. Senin kulüp yönetimiyle ne işin olur? Hadi oldu diyelim. Kendi ağırlığını, kaliteni, bilgi birikimini niye camiana ve futbol dünyasına katacağına bu dünyanın içine balıklama dalarsın? Sanki 40 yıldır bu anı beklermiş gibi holiganvari demeçler, hareketler. Tribüne çıkmalar, forma değeri bilme raconu kesmeler, tribünden atlayıp adam kovalamalar, mağlubiyet sonrası ağlamalar. Yazık. Peki sen kendi şirketlerinde başarısızlığa ne kadar prim tanırsın, başkan? Kötü yönetilen bir departmana, finansal birime, yanlış bildirimlerde bulunan ve işgücü kaybına sebep olan İK’ya ne kadar tolerans gösterirsin? 1 hafta, 2 hafta, 3 ay?
Hayır, Comolli, Cocu, Koeman, Yanal, Bulut, Belözoğlu – ne kadar çok adam varmış?- kastettiğim. Kastım sensin Ali Başkan. Sen nasıl kendine tahammül ediyorsun? Başarısız olduğunu görmüyor musun? Dışarı çıkıp kendini izlesen görürsün, halbuki.
Kifayetsiz insanları kurumlaşma adı altında göreve getirmek sende. Sonra daha da yetersiz olanları bu sefer tamamen kendisiyle çelişerek abi kültürü yaratmak için göreve getirmek de sende. Siz benim vizyonumu anlayamazsınız diyerek taraftarını küçük görmek, sonra taraftar zoru ve baskısıyla taraftar vizyonuna ulaşıp tükürdüğünü yalamak sende. Oysa ne güzel gelmiştin koltuğa. Hatta seçimin denk geldiği tarih itibariyle bize başka heyecanlarda yaşatmıştın. Ben bir Galatasaray sevdalısı olarak sevinmiştim. Demiştim ki ” eğer çıta onlarda yükselirse bizde de yükselir.”
Olmadı. Transferleri yanlış yaptın. Transferlerde etki altında kaldın, başkan. Aklıma hep bir fıkra geldi, sen transfer yaparken. Anadolu’da köy ağasını kulübe başkan yapmışlar. Antrenör geliyor, orta sahaya adam lazım 3 lira. Alıyor başkan. Menajer geliyor orta sahaya adam lazım 5 lira. Alıyor başkan. Antrenör bir daha geliyor, yine alıyor, yine alıyor. Artık yeter demiş başkan. Bir gün çağırmış antrenörü, menajeri sormuş ” Yahu orta saha deyip duruyorsunuz hala dolduramadınız, kaç dönüm şu orta saha?” Sen bu soruyu dahi sormuyorsun, başkan. GS ile inatlaştın Yandaş transferini yaptın. Trabzon güç kaybetsin diye Sosa ve Novak transferini yaptın. GS ile yarıştın, takımda bir tane golcün yokken gittin İrfan Can’ı aldın. Mesut hayırlı olsun bu arada. Bugün Gustavo tıksırsa takım Corona oluyor. Bu nasıl iş, başkan?
Sen mi aldın bu adamları? Sen almadın başkası aldırdıysa niye hesap sormuyorsun? Bu ve buna benzer pek çok soru sorulur. Ama cevap alınır mı? Alınmaz. Dolayısıyla aynen devam.
Son sözüm; bu hafta bence Fenerbahçe Trabzonspor’u yenecektir. Ve herkes mutlu olacaktır. Bu da en çok Galatasaray ve Beşiktaş’ın işine gelir. Zira çözüm ötelenir FB için. Trabzon ise kötü takım olduğu için değil, teknik adamının büyük düşünmeyi bilmediğinden ve korkaklığından verecektir maçı muhtemelen.