Tribünler o çocuğu çok sevmiş, bağrına basmıştı. Sahada arı gibi hareket etmesi, canını dişine takması, yaptığı klas hareketleri, topla barışıklığı, skorerliği, elini göğsüne götürüp tribüne doğru kaldırması herkesi kendinden geçirmişti.
Ben dahil milyonlar ismini bağırırken, zerre gocunmuyor, zerre şüphe etmiyorduk. Genç ve toydu ama öğrenmeye yatkındı, samimiydi. Herkesle iyi ilişkiler kurabiliyordu. Zaman zaman özel hayatında hatalar yapsa da telafi etmeye çalışıyordu. Onu sevenler tolerans gösteriyordu. Sonra star oldu, kaptan oldu. Milyon dolarlık adam oldu ve gitti.
Yabancı bir ülkeye ciddi bir bonservis bedeli karşılığı gitti. Zamanlama uygun olmasa da kimse ses etmedi. Yutkundu herkes. Orada bizi temsil edecek dedik. Ve yaptı. Dünyanın en büyük kulüplerinden birisinin kapısını araladı kendine. İçeri giriverdi. Ne olduysa ondan sonra oldu zaten.
Yokuş aşağı frensiz bir kamyon gibi, sevenlerini kıra parçalaya inmeye başladı. Vurduğu yeri dümdüz etmeye alışkındı ama kendi aldığı hasarları fark edemedi. Sonra bir gün geldi. Duvarı göremedi.
Arkasında bıraktığı ezdikleri ona şans vermediler. Kimseyi suçlamaya hakkı yoktu zaten. Düzenin takımına geldi. Orada bile olmadı. Gece kulüplerinde çirkin muhabbetler, elde silah hastane basmalar, sürekli ağzında bir adamlık lafı, ayrıca sporcudan uzak olması gereken siyasi biat kültürü onun tarzı olmuştu.
Bence gereksiz bir şans verildi bu adama. Artık çocuk değil. Şimdi ne yapacağı tamamen onun tasarrufunda çok sevdiğini söylediği yuvasında kanıksanmış halini mi gösterecek izleyenlere? Yine adamlık martavalları, dayı tavırlar, saha içi ve dışı gerginlik merkezi mi olacak? Yoksa herkesin sevdiği çocuğa mı evrilecek.
Benim ikincisi için hiç ümidim yok açıkcası. Keşke olsa, keşke yanılsam.
Keşke bundan 10-11 sene önce Ali Sami Yen numaralı tribün önünde tüm saha boyunca attığı depardan sonra yığılıp kalan çocuğu yeniden izletse insanlara. Ve bende yine ellerim çatlarcasına alkışlasam onu.
Ama inanmıyorum, işte.