Altyapı çok önemli. Hiç şüphe yok. Sadece bu blogun konusu olan sporda değil. Sanayide, sanatta, zanaatta, her meslek alanında çok önemli. Çıraklık müessesesinin durmuş olması sırasıyla orta kademe eleman sonrada yetişmiş kalifiye eleman sıkıntısı doğuruyor. Sonra da liyakata hiç bakılmaksızın siyasi kaygılarla açılmış yüzlerce üniversiteden mezun olmuş, kifayetsiz binlerce genç mevki, makam sahibi oluyor ve sonuç kocaman bir boom.
Ama biz konumuz olan spora gelecek olursak. Örneğin Göztepe Yelken Şubesi daha önce dingi şubesinde yarışmamış, spor yapmamış yelkencileri yat takımına almıyor, alkış. Türkiye’nin açık ara en başarılı takım sporu olan voleybolda tüm dev kulüpler ciddi altyapı atılımları yapıyorlar, karış karış ülkeyi gezip, mercekle yetenek avlıyorlar. Jimnastik deseniz bu kadar üvey evlat muamelesi görmesine rağmen dünya şampiyonu çıkartabiliyor. Kadın eskrim takımı tüm dünyaya meydan okuyor, İrem Yaman tekvandoda bir marka haline geldi bile. Ali Can, Ecem olimpiyatlarda yelkende madalya favorisi olarak gösteriliyor.
Ama milyarca TL’nin akıtıldığı futbolda yıllardır yurt dışına transfer olan oyuncu sayısının iki elin parmak sayısını geçmeyişini, hadi onu geçtim. Altyapıdan çıkıp süper ligde tutunan oyuncu sayısının bu kadar az olmasını bir türlü anlamlandıramıyorum.
Ya, biz bu çocuklarda bir yerde bir şeyi eksik veriyoruz. Ya da …
Bu lige 30 yaşında veya daha sonrasında gelen çoğu yabancı futbolcu hele etik değerleri yüksek coğrafyalardan geliyorlarsa hep fark yaratmıştır.
Sneijder, Gomis, Ernst,Elmander,Ujfalusi,Podolski,Giunti,Atiba.
Bunlara farklı coğrafyalardan gelen ama istisnai adamlarda eklenebilir.
Hagi,Alex, Drogba,Popescu,Appiah.
Hep şu söylenmiştir.
”Bak adama 33 yaşında nasıl koşuyor. Bir de bizim Tarık’a bak, kıçını kaldıramıyor.”
”Ulan, adam 40 yaşına geldi. Arka direkte top çıkartıyor. Semih hala pozisyon alacak.”
Ve daha nice anektodlar, özdeyişler.
Sonra bunun hemen antitezi öne sürülür. Ama bu heriflere çok para veriliyor. Bunlar yüzünden bizim gençlerimiz şans bulamıyor. Yani misal Beşiktaş’ta Atiba olmasa altyapıdan Veli oynayacak. Galatasaray’da Feghouli olmasa Yunus oynayacak gibi.
Aklıma bunu duyunca hemen artık hiç sevmesem ve Galatasaray’a dönmesine olumlu bakmasam dahi 2006 senesinde oynayan bir çocuk geliyor. O gün sahada fırtına gibi esmiş, ben buradayım demiş, staddaki herkesi mest etmiş, ve forma içinde bir ruh daha bulduğumuzu hissettirmişti bize. Arda’ydı o çocuk.
Var mı altyapılarda o çocuklardan şimdi? Yunus benim bildiğim 3 sezondur A Takım gediklisi. Ne zaman inat etti ben bu takıma gireceğim diye. Her sene başı bir yalan haber. Lazio Yunus’un peşinde. Bırakın kardeşim. Lazio belki Galatasaray’da oynamayan adamı alır ama kendini yırtmayan, parçalamayan, ben buradayım demeyen adamı almaz.
BU BANA YETER diyen adamı almaz. İşte şimdi gençliğin sıkıntısı bu. Ufak bir imalathanede çizim yapan taze mezun mühendisin sıkıntısı bu, fırında hamur karan gencin sıkıntısı bu, forklift kullanan gencin sıkıntısı bu.
Ben teknik müdür olacağım demiyor, ben pastacı olacağım demiyor, ben dozer kullanacağım demiyor. Küçük dünyalar, küçük hayaller, küçük insanlar yetiyor. İşini yapsın, dünyasına dönsün. Sosyal medyada takılsın.
Küçük çevresinde, büyük topçu nidalarıyla karşılanıp yalan baharlar yaşasın. Ve erken pes etsin.
Ama Podolski 30 küsür yaşında hız çalışıyor. Drogba kuvvet antremanı yapıyor. Muslera bacağı kırıldıktan 1 hafta sonra alçılı bacakla toplu çalışmaya başlıyor. Artık kendini kimseye kanıtlamaya ihtiyacı olmayan Messi ve Ronaldo evlerinde özel antrenörlerle yaşayıp, öğlen uykuları uyuyorlar.
Ama gençler, gençlerimiz her şeyleri tammış gibi. Hiç bir şeye ihtiyaçları yokmuş gibi. Kibir dağları üstüne kurmuşlar yuvalarını. Bunun Z kuşağıyla falan da alakası yok. Bu hep böyleydi. Şimdi adı Yunus olsun, bundan önce Muhammet, ondan önce Batuhan, ondan önce Tarık, ondan önce Tanju. Sorun hiç bir zaman olabileceği kadarını olmayı seçmeyen insanlar.
Bu coğrafya ile ilgili sanırım.