İnsan kocaman bir sınavdan geçiyor. Her birey kendi çapında veriyor sınavını. Örneğin ben kendi ölçeğimde bir baba,eş,ağabey,dost,arkadaş,profesyonel bir yönetici ve bir vatandaş olarak vermekteyim bu sınavı. Benim ölçeğim ve sınırlarım belli.
Kimileri bu durumda daha dar bir alanda. Kimileri ise ülke yönetme ve daha hayati kararlar alma durumunda. Hatta kimileri can kurtarma ve başka insanların hayatı için kendi hayatlarını riske atmak durumunda.
Bu döngü elbette sonlanacak. Ve geri dönüp baktığımızda bu kaos ve karmaşa dönemi son bulduğu zaman gördüğümüz tablo bize sadece hüzün verecek. Yitirilenler anılar kasasına dolmuş olacak. Bu günlerin bize artı olarak katabileceklerine insan oğlu şu anda kendini kapatmış görünüyor.
Daha çok içimizdeki canavar çıkıyor ortaya. Yada daha önceki yazılarımdan birinde bahsettiğim gibi belki daha çok sattığı için kötüler haber oluyor.
Şurası kesin ki hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Artık belki para taşımayacağız. İnsanlar birbirine dokunmayacak. Bankalarda şube devri sona erecek. Uzun zamandır yapılabilecek ama işsizlik kaygısı sebebiyle yapılamayan geçiş belki bu bahaneyle yapılacak ve tamamen elektronik bankacılık sistemine geçilecek.
Sanayide ise artık personel istihdam etmek mayın gibi. Bu devirde korkunç bir yük ve sorumluluk. Üstelik devletten destek yok. Eğer 4.0’a geçiş yapamayacaksan…
Dersliksiz eğitim…
Dışarıda yemek yemeye son. Herkesin göz bebeği kafe açma olayı artık bitti.
Artık devasa stadyumlarda maç bile seyredilemeyecek belki.
Duygusal zeka önem kazanacak.
Belki yeni dinler ve peygamberler.
Yeni akımlar.
Bilemiyorum…
Hayata dair onlarca değişiklik. Ya sonra?
Sahi deseler ki artık bitti. Corona kalmadı. Yendik. Aşı bulundu. Kim gidecek gönül rahatlığıyla maça? Hangi ebeveyn gönderecek çocuğunu okula içine sinerek? Ellerini yıkamaktan yara olmuş biri olarak ben buna olumlu cevap veremiyorum. Bana hiç bir zaman o amerikan sinemasının felaket filmleri bu kadar yakın gelmemişti. En korkuncu da hastalık değil. En korkuncu bir paket bez/makarna için birbirini ezen insanlar.
Ama güzelliklerde var. Kazanımlarda olabilir bu süreçte. Mesela ev ev dolaşan zabıtalardan pazarda adres ve tezgah söyleyerek yarım kilo taze fasulye isteyen yaşlı amca, yine kapısına gelen jandarmaya ”Oğlum, bu zamanda geldiniz ama üzüm zamanı da gelin. Sizi eli boş gönderdim.” diyen yaşı teyze.
Veya hobi edinenlerin sayısındaki artış. Misal maket ve enstrüman satışları artmış. İnsanlar evde oturdukça sanki tablete daha çok yapışacaklarına hep kötü haber ve dehşetten kaçınmak için hayatı yeniden keşfetme serüvenine çıktılar.
Günlerin bize ne getireceğine daha önce yaşanmışlıklarımızın bize kattıkları karar verecek. Bizleri olduğumuz kişi yapanlar.
Üzüm zamanı görüşmek üzere…