Türk sporunun asırlık çınarları bilmem kaç bininci kere karşı karşıya geldi. Kerameti kendinden sayan futbolcular hiç havaya girmesin. Yazlıkta tavla oynayan iki emekli kafadar dahi eğer düşman(!) kardeşlerin sevdalısıysa o zarlar bir başka atılır, kahkahalar bir başka patlatılır.
Kimse kusura bakmasın, saygımız sonsuz ama mahallenin abisi Beşiktaş hep boynu bükük bakar bu rekabete. Bu voleybolda böyledir. Basketbolda böyledir. Yelkende dahi böyledir. Kalamış’ta yan yana tesislerden çıkan küçücük çocuklar eğer suda rakiplerini görürlerse bir başka yatarlar trapeze, bir başka asırlırlar iskotalarına.
Bu aslında gurur duymamız gereken bir rekabet ve zenginlik iken biz her şeyi çirkinleştirmenin, yozlaştırmanın kolayını bulmuş bir millet ve maalesef nesil olarak tüketmiş durumdayız dostluğu.
Asırlık rekabette en yakın dostluk pozu Lefter ve Metin Oktay’a ait ise eğer. Taraftarlar karşılıklı olarak takımlardan 2 oyuncu dahi saymıyorlarsa saygı duydukları burada kimse masum değildir.
Pazar akşamı Galatasaray bir tarihi yıktı. Artık 21 yıldır yenilmeyen Fenerbahçe yok. Artık 4 yıldır Kadıköy’de yenilmeyen Galatasaray var. Demem o ki; bunlar çok önemsiz şeyler. Gün sonunda hatırlanan inanın sahada itekleşen futbolcular, kırmızı kart gören antrenörler, hatalarından ders çıkartmayan hala hakem suçlayan yöneticiler, nefret içeren pankartlar, taraftar dövmek için free runner olmuş vizyoner başkanlar oluyor.
Ve bunların alayını bir araya getirsen, bir Lefter’in, Sinyör Bartu’nun, Kral Metin’in, Turgay’ın bıraktığı hoş sada kadar ses bırakmıyorlar kubbede…