Tüm ünvanlar ve futbol gerçeği…

Şu Sportif Direktör ünvanına bir türlü alışamadım ben. Aslında çok havalı bir şey. Yani misal koskoca Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Sportif Direktörü oluyorsun. Yani on küsür şube senden soruluyor. Futboldan tut, basketbol, voleybol, masa tenisi, yüzme, yelken, atletizm ve daha niceleri senin sorumluluğunda. Değil mi yoksa?

Comolli o işlere bakmadı mı? Hımmm…

Peki o zaman sanırım kartvizit yanlış basıldı. O aslında Futbol Direktörü olmuş. Futbola dair her türlü iş ondan soruluyordu. Transferler, teknik direktör seçimi, ödemeler, kamp yeri seçim ve planlama, alt yaş grupları futbol programları vs…

Bu da mı olmadı?

Peki ne iş yapıyordu, bu adamcağız?

Lütfen Fenerbahçe’yi çok sevdiğim için veya daha önceki başarısız bir diğer örnekte aynı kulüpten geldiği için Comolli örneği üzerinden gittiğimi sanmayın. Eminim bu Galatasaray’da da aynı olurdu. Beşiktaş’ta da. Ama mesela Galatasaray özelinde şu söylenebilir; Fatih Terim gibi bir figürün üstüne kimi koyabilirsin. Belki rahmetli Metin Oktay veya Gündüz Kılıç olur ancak.

Egomanyak insanların olduğu yerlerde hele harcanan paraların hesabınında verilmesi gerekmiyorsa bu tür atamalar son derece normaldir.

Önce kurumsallık imajı için içinde bol miktarda direktör-koordinatör kelimesi geçen ünvanlar dağıtılır. Bu işi yaptığına kanaat getirilmiş özellikle yabancılar veya satışını iyi yapmış piyasa sahibi yerliler işe alınır. Sonra kapalı kapılar ardında veya alenen bu insanlara ayar verilerek sınırları belirlenir ve o çiftliğin aslında kime ait olduğu net bir şekilde ortaya konur. Her maç sonrası kamera karşısına çıkıp konuşmak bu ülkenin en zengini için bile keyifli olabilir. Sonra o anlarda yetmez. Belli aralıklarla çıkılıp gazlar alınır, taraftar gaza getirilir, sokağa çağırılır. Kulüp televizyonunda ve diğer kanallarda ağlama seansları düzenlenir.

Toplum gerilir ama olsun çok da önemli değildir. Sonra işini doğru yapmayan sportif direktör kovulur. Sonra teknik direktör kovulur. Sonra takımda ahengi bozan oyuncular gönderilir. Tabii ki yanlarında tazminat dolu çantalarıyla. Ama hesabı kimse sormaz.

Sonra camiayı çok iyi bilen, takımın abisi geçici olarak takımın başına gelir. Ama tabii ki sistem oturtması için 6 aylık sözleşme yetmez. En az 1,5 yıllık sözleşme gerekir. Hem zaten o kağıda imza atmaz ki, kalplere atılır imza. Para hiç önemli olmamıştır. Sonra sezon kötü biter. Ve yönetim ve başkan hizmetleri için o abiye teşekkür eder ve tazminatını öder ve ayrılırlar. Ve yeni bir teknik direktör gelir.

Ve bu böyle devam eder,eder,eder…

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın