Tabii ki tutkumuz gereği okuyorum spor yazarlarını, köşelerini, yazılarını. Görüşlerini beğenmesem de, katılmasam da okuyorum. Çünkü gündemi takip etmemin başka bir yolu yok.
Sosyal medya, yazılı ve görsel medyayı takip edeceksin ki haberin olsun. İşte bu yazıların bazıları oldukça sığ. Çünkü zaten bu insanlar sırf eski futbolcu, hakem, antrenör veya birilerinin kayınçosu, akrabası kontenjanından köşe kapmışlar ve yazıları ancak revize edilirse ilk öğretim düzeyinde anlam içeriyor.
Diğerlerinin pek çoğunu okuduğum zaman ise sanki şirket IT uzmanıyla konuşmuş gibi hissediyorum kendimi veya hukuk danışmanıyla.
İşte bundan hiç hoşlanmıyorum. Çünkü ben bu futbolu sevmedim. Ve inanıyorum ki bu duruma maruz kalıp halen takip edenlerin büyük çoğunluğu da benim gibi.
2 senedir ülkemizde VAR sistemi aşağı, VAR sitemi yukarı, bir kavga yaşanıyor. Görüntüler, çizgiler, diyagonaller, 3 cm ofsaytlar, omuzdan çizmemiş-aslında baldırdan almalıymış. AVAR o sırada odada değilmiş. Kelecinin kramponunun arkası çizgideymiş, o yüzden tekrar olmazmış, mış, mış, mış…
Ben ilk maçıma gittiğimde hiç bir şey anlamamıştım. Futbolcuları hiç görmemiştim. Ali Sami Yen Stadyumu’nda sonra numaralı olarak anılan tribünün alt katında seyrettiğim bir Fenerbahçe maçıydı. Kazanmıştık. Ben bir tek babamı tanıyordum. Ama sanki o herkesi tanıyordu. Gollerden sonra herkese sarılıyordu. Sanırım 3 tane olmuştu. Bir de yaşlı bir amca vardı. Gollerde beni havaya atıp ”Sen uğurlu geldin” diye bağırıyordu.
Sonra büyüdüm.Daha çok maça gittim. Beni o stada çeken hiç bir zaman ne futbolcu oldu, ne oynadığımız maçın önemi. Hep kapalının merdivenlerini çıkınca göreceğim yeşil için gittim ben maçlara. Maç öncesi suyla ıslatılan çimlerden gelen taze koku.
”Biz büyüdük ve kirlendi dünya” demek istemiyorum. Futbolun dinamiklerini hatta hayatın dinamiklerini çok iyi bilen bir insan olduğumu da söyleyebilirim rahatlıkla. Ama her şeyi bu kadar rahat tüketmek beni rahatsız ediyor işte.
Futbolu istatistikler, grafikler, ileri-geri sarmalar, mahkeme salonları ile değerlendirmek biraz itici olmuyor mu?
Oysa futbol bir kış günü İstanbul’da sadece sizin tepenize kar yağarken son dakikada çekilen şutun çizgide çamura saplanıp kaldığı ve belki muhtemel Avrupa şampiyonluğunuzun 8 sene ertelendiği çok güzel bir oyun.
Keşke bıraksaydık öyle kalsaydı.